
Artakalan tek bir olayın sonucu olarak ortaya çıkmadı. Hayatımda “şu oldu, bu oldu” diyerek açıklayabileceğim bir kırılma yok. Bu, zaman içerisinde birikenlerin, kaybedilenlerden daha ağır basmasıyla oluşan bir durum. Birine “eskiden her gün gülüyordun, artık hiç gülmüyorsun, bir şey mi oldu?” diye sorulduğunda verilen cevaptır aslında: tek bir şey olmadı. Her gün oldu. Her geçen saniye, her geçen dakika. Zamanla önce gülüşüm azaldı, ardından uykularım. Sonra hayallerim, sevgim ve en sonunda benliğim. Bu süreçte yavaş yavaş yok olduğumu hissettim. Aynı şey sokakla kurduğum ilişki için de geçerliydi. “Eskiden çok fazla sokak boyardın, artık neredeyse hiç boyamıyorsun” denildiğinde bunun da tek bir sebebi yok. Her şeyi tek tek anlatmak yorucu. Bir noktadan sonra insan anlatmaktan vazgeçiyor. Anlatmayı bıraktığında ise geriye yalnızca kalanlar kalıyor. Bir zamanlar kamusal alanda, büyük duvarlarda var olan ve insanları gülümseten işlerimden bugün geriye daha küçük, daha içe dönük üretimler kaldı. Artakalan bu küçülmenin, geri çekilmenin ve kabullenişin adı. Bu bir bitiş değil; aynı zamanda yeni bir başlangıç. Eskide kalanla bağımı koparmıyorum, onu inkâr etmiyorum. Olduğu hâliyle kabul ediyor ve içinden doğanı sahipleniyorum. Artakalan bastırılmış duyguların, biriken öfkenin, yorgunluğun ve suskunluğun doğrudan ifadesi. Uzun yıllar boyunca bana ne hissettirildiyse, ne yaşatıldıysa, bundan sonra bunu geri yansıtacağım. Daha sert, daha açık ve filtresiz bir dille. Artakalan Devak’ın reddi değil; Devak’tan geriye kalanların bugünkü karşılığı.